bir can yavaşça yakınına gelir…
2024 yazının ortalarıydı. temmuz ya da ağustos.. hatırladığım, bahçede otururken o küçücük canın yanıma usulca sokulmasıydı. ürkek ama bir o kadar da kararlıydı. sanki “ben buradayım” der gibi. hiç tanımadığım bir kediydi ama gözlerinde garip bir teslimiyet vardı. o an ne ben ona sahip çıktım, ne de o bana sığındı.. sadece birbirimizi fark ettik.
önce bahçede beslemeye başladım. yemek kabını koydum, suyunu eksik etmedim. bir köşede otururdu, gözüm hep üstündeydi. sonra bir gün gelmedi, içim daraldı. ertesi gün yine geldi. bu geliş gidişlerle biz alıştık birbirimize. ve o yaz boyunca sessizce bir bağ kurduk.
sonbahar soğurken içime de bir kor düştü…
sonbahar gelip havalar soğumaya başlayınca, içimde bir huzursuzluk başladı. “ya kışın dışarıda kalırsa, ya hasta olursa” diye düşündüm. sonunda onu apartmana aldım. çatı katında ona bir alan hazırladım. başlarda çatıda kalıyordu. orası onun güvenli sığınağı gibiydi. ev değildi belki ama sokaktan daha huzurluydu.
bir süre böyle geçti. zamanla, küçük adımlarla eve inmeye başladı. alışması kolay olmadı ama zor da olmadı. çünkü karşılıklı bir güven vardı artık. annem, babam, halalarım, amcam, herkes alıştı steve’e. o da sanki bizi sevdi. bizden biri oldu.
mart ayında alınan bir karar…
mart ayına geldiğimizde, kokular bırakmaya başlamıştı. evdeki düzeni bozmamak için, veterinerle konuşup kısırlaştırma kararı aldık. bu onun sağlığı için daha iyiydi, böyle biliyorduk. ama bugün geldiğimiz noktada, belki de en kırıldığım yer orası…
çünkü her şey çok iyi giderken, şimdi karşımızda %80 ihtimalli bir ölümcül hastalık var. fip… ismi kadar sert, gerçeği kadar acı bir ihtimal.
o sokaklardan kurtardığımız, “artık güvende” dediğimiz can, şimdi ölümle burun buruna.
iyi niyet yetiyor mu hayatta?..
bu süreç bana şunu öğretti: iyi niyetli olmak, her zaman iyi sonuçlar getirmiyor. bazen birine çok iyi bir hayat sunmak istiyorsun ama farkında olmadan onun doğasını, özgürlüğünü elinden alabiliyorsun.
biz onu çok sevdik, o da bize kalbini açtı. ama sevgi bazen sadece korumak değil… anlamak, onun gözünden de bakabilmek.
keşke zamanı geri alabilsem. keşke o bahçede ilk karşılaştığımız an geri gelse. belki de her şeyin doğal akışında kalmasına izin verirdim.
şimdi elimde sadece dua var. ve içimde, bir canı koruyamadım diye kendini suçlayan sessiz bir vicdan…
No comments:
Post a Comment