Wednesday, March 20, 2024

ölüm

ölüm başımıza gelen en büyük felakettir. 
aslında biz öyle sanırız. 
oysa başımıza gelen şeylerin en ağırı, ilk anda üzerine iyi ya da kötü etiketini yapıştıramadıklarımızdır. birine aşık olmak iyidir. iyinin de ötesinde muhteşemdir. 
istediğin arabayı almak iyidir. daha iyi evde iyidir. diğer tarafta ise ölüm kötüdür. 
ayrılık kötüdür, bir dostu yitirmek çok kötüdür..

peki başa gelen olayın sonucunda kendini getirmek nasıl bir durumdur?
eski kendine, sendeki manası silinmiş eski bir sevgili gibi yabancılaşmak hangi başlığa aittir? iyi mi kötüye mi?

hiçbir insan uğurladığı 'eski' kendisinin arkasından kötü konuşmaz! kucağına aldığı bembeyaz yenisine umutla batmaması gibi bir ihtimal de söz konusu değildir. 
acıyı körükleyen de işte bu ikilemdir. 

başımıza gelen bazı hadiseler, bizde büyük izler bırakır. bunların üstesinden gelmenin tek yolu zamanı sığınmaktır. başımıza gelen bazı hadiselerse, bizdeki büyük izleri siler. 
o günlerde zaman artık senin iksirin değildir. zamanın tek yaptığı sana, gün geçtikçe o olayda silinenin izler değil.. 'sen' olduğunu anlatmaktır.

bu en zorudur, bu en ağırdır.

inandıkların, hissettiklerin, düşündüklerin, hatırladıkların ve unuttukların... bunları silecek kudretteki yaşanmışlıklar, gerçekte seni silmişlerdir. işte bu yüzden, ardından en çok ağlayacağımız ölüm, bizi biz yapan şeylerin ölümüdür.

bir kalecinin elleri koptuğunda, kopup giden iki el değil bir yaşamdır. 
bir şarkıcının ses telleri işlemez hale geldiğinde, kaybedilen bir gırtlak değil.. tüm bir kimliktir. yaşadığın bir olay, eski seni 'sen' yapan şeyleri elinden aldıysa, o gün gerçekten ağır bir gündür.

o gün sen ölümü yaşamışsındır. ama aynı zamanda o gün senin doğum günündür. çünkü dünyaya yeniden gelmişsindir, o gün avazın çıktığı kadar ağlamak istersin ama annenin veya babanın yanı başında seni pişpişlemek üzere hazır beklemediğinden adın gibi eminsindir.

ağlamak dünyaya geldiğinde yaptığın ilk keşiftir. 
hiç şaşmaz.
ağlamaya başlarsın, ihtiyacın olan anne şefkati servisi hazır, yanı başındadır. 
yıllar sonra ağlamak istediğin o anda hayatta bile olsalar, onlar artık gerçek anlamda senin annen veya baban değillerdir. 

çünkü, onlar sadece ve sadece bedeninden yeniden doğduğun günler için anne ve babası sıfatına taşımışlardır. kimliğinden yeniden doğduğun anlarda, bir bebek kadar zayıfsındır ama ondan daha önemlisi yapayalnızsındır. o gün fikrine güvendiğin, dostların da yanında yoktur. çünkü 'eski sen'i gömdüğün o gün sen, 'eski sen'e ait her şeyi ve herkesi onunla birlikte gömmüşsündür.

eski dostlarının sihri 'yeni sen'de geçerli değildir artık. yeni dostlarını bulmak için ise önce yeni kendini tanıman ve sevmen gerekecektir.. başımıza gelen olayların en ağırı, asla nerede, ne zaman, nasıl, yaşadığımızla ilgili değildir. o olay, kim olduğumuzu kökünden sarsmıştır.

inandıklarımızın yanlış olduğunu ispat etmiştir bize.
'en ağır' sıfatını bu yüzden dibine kadar hak etmiştir...

No comments:

Post a Comment

Muratbidur kimdir?

Muratbidur, sıradanlığın kabuğunu kırmış bir deniz adamıdır; hem gerçek hem mecaz anlamda. Şişli’de doğmuş, Ümraniye’de büyümüş ama asıl yol...