Saturday, May 10, 2025

Muratbidur kimdir?

Muratbidur, sıradanlığın kabuğunu kırmış bir deniz adamıdır; hem gerçek hem mecaz anlamda. Şişli’de doğmuş, Ümraniye’de büyümüş ama asıl yolculuğu coğrafyadan değil, anlamdan ibaret olmuştur. Gümrük ofislerinde başlayan kariyerini özgürlük ve keşif arzusuyla geride bırakmış, rotasını dünya denizlerine çevirmiştir. O, haritaya bakarken ülkelerin sınırlarını değil, orada hissedilecek duyguları düşünen biridir.

Yıllarını gemilerde geçirmiştir ama kendi limanını halâ aramaktadır: Doğayla iç içe, dağ yamacında bir evde, huzur dolu bir hayatın peşindedir. Hedefleri somut ama hayalleri soyuttur; dengeyi ve huzuru arzular. Çok düşünen biridir, çoğu zaman istemeden… Ve bu düşünceler bazen bir geminin yükü gibi ağır gelir.

Muratbidur, “herkesleşmekten” nefret eden biridir. Kendine saygısı tam, bilgeliğe karşı içten bir açlığı vardır. Entelektüel bir dil konuşur, mantığın izini sürer. Onu tanıyanlar, sıradan bir adamdan fazlası olduğunu bilir; bu yüzden telefonlarında “muratbidur” olarak kayıtlıdır. Bu lakap, bir şaka olarak doğmuş ama zamanla bir kimliğe, bir sembole dönüşmüştür.

Hayat, ona kolay yollar sunmamıştır. Yatırım yaparken krizler, nefes almak isterken engeller çıkmıştır. Ama o hiçbir zaman “neden ben?” dememiştir. Onun yerine, “buradan nasıl çıkarım?” diye sormuş ve yeniden başlamıştır.

Ve şu an, 28 yaşında; ama kendini 38 gibi hissedecek kadar yaşanmışlıkla dolu.

Yalnız ama eksik değil. Huzura, bilgiye, aşka ve basit olmayan bir yaşama doğru yelken açmış bir zihin: Muratbidur.

Sunday, April 20, 2025

steve

bir can yavaşça yakınına gelir…

2024 yazının ortalarıydı. temmuz ya da ağustos.. hatırladığım, bahçede otururken o küçücük canın yanıma usulca sokulmasıydı. ürkek ama bir o kadar da kararlıydı. sanki “ben buradayım” der gibi. hiç tanımadığım bir kediydi ama gözlerinde garip bir teslimiyet vardı. o an ne ben ona sahip çıktım, ne de o bana sığındı.. sadece birbirimizi fark ettik.

önce bahçede beslemeye başladım. yemek kabını koydum, suyunu eksik etmedim. bir köşede otururdu, gözüm hep üstündeydi. sonra bir gün gelmedi, içim daraldı. ertesi gün yine geldi. bu geliş gidişlerle biz alıştık birbirimize. ve o yaz boyunca sessizce bir bağ kurduk.

sonbahar soğurken içime de bir kor düştü…

sonbahar gelip havalar soğumaya başlayınca, içimde bir huzursuzluk başladı. “ya kışın dışarıda kalırsa, ya hasta olursa” diye düşündüm. sonunda onu apartmana aldım. çatı katında ona bir alan hazırladım. başlarda çatıda kalıyordu. orası onun güvenli sığınağı gibiydi. ev değildi belki ama sokaktan daha huzurluydu.

bir süre böyle geçti. zamanla, küçük adımlarla eve inmeye başladı. alışması kolay olmadı ama zor da olmadı. çünkü karşılıklı bir güven vardı artık. annem, babam, halalarım, amcam, herkes alıştı steve’e. o da sanki bizi sevdi. bizden biri oldu.

mart ayında alınan bir karar…

mart ayına geldiğimizde, kokular bırakmaya başlamıştı. evdeki düzeni bozmamak için, veterinerle konuşup kısırlaştırma kararı aldık. bu onun sağlığı için daha iyiydi, böyle biliyorduk. ama bugün geldiğimiz noktada, belki de en kırıldığım yer orası…

çünkü her şey çok iyi giderken, şimdi karşımızda %80 ihtimalli bir ölümcül hastalık var. fip… ismi kadar sert, gerçeği kadar acı bir ihtimal.

o sokaklardan kurtardığımız, “artık güvende” dediğimiz can, şimdi ölümle burun buruna.

iyi niyet yetiyor mu hayatta?..

bu süreç bana şunu öğretti: iyi niyetli olmak, her zaman iyi sonuçlar getirmiyor. bazen birine çok iyi bir hayat sunmak istiyorsun ama farkında olmadan onun doğasını, özgürlüğünü elinden alabiliyorsun.

biz onu çok sevdik, o da bize kalbini açtı. ama sevgi bazen sadece korumak değil… anlamak, onun gözünden de bakabilmek.

keşke zamanı geri alabilsem. keşke o bahçede ilk karşılaştığımız an geri gelse. belki de her şeyin doğal akışında kalmasına izin verirdim.

şimdi elimde sadece dua var. ve içimde, bir canı koruyamadım diye kendini suçlayan sessiz bir vicdan…

Wednesday, March 20, 2024

ölüm

ölüm başımıza gelen en büyük felakettir. 
aslında biz öyle sanırız. 
oysa başımıza gelen şeylerin en ağırı, ilk anda üzerine iyi ya da kötü etiketini yapıştıramadıklarımızdır. birine aşık olmak iyidir. iyinin de ötesinde muhteşemdir. 
istediğin arabayı almak iyidir. daha iyi evde iyidir. diğer tarafta ise ölüm kötüdür. 
ayrılık kötüdür, bir dostu yitirmek çok kötüdür..

peki başa gelen olayın sonucunda kendini getirmek nasıl bir durumdur?
eski kendine, sendeki manası silinmiş eski bir sevgili gibi yabancılaşmak hangi başlığa aittir? iyi mi kötüye mi?

hiçbir insan uğurladığı 'eski' kendisinin arkasından kötü konuşmaz! kucağına aldığı bembeyaz yenisine umutla batmaması gibi bir ihtimal de söz konusu değildir. 
acıyı körükleyen de işte bu ikilemdir. 

başımıza gelen bazı hadiseler, bizde büyük izler bırakır. bunların üstesinden gelmenin tek yolu zamanı sığınmaktır. başımıza gelen bazı hadiselerse, bizdeki büyük izleri siler. 
o günlerde zaman artık senin iksirin değildir. zamanın tek yaptığı sana, gün geçtikçe o olayda silinenin izler değil.. 'sen' olduğunu anlatmaktır.

bu en zorudur, bu en ağırdır.

inandıkların, hissettiklerin, düşündüklerin, hatırladıkların ve unuttukların... bunları silecek kudretteki yaşanmışlıklar, gerçekte seni silmişlerdir. işte bu yüzden, ardından en çok ağlayacağımız ölüm, bizi biz yapan şeylerin ölümüdür.

bir kalecinin elleri koptuğunda, kopup giden iki el değil bir yaşamdır. 
bir şarkıcının ses telleri işlemez hale geldiğinde, kaybedilen bir gırtlak değil.. tüm bir kimliktir. yaşadığın bir olay, eski seni 'sen' yapan şeyleri elinden aldıysa, o gün gerçekten ağır bir gündür.

o gün sen ölümü yaşamışsındır. ama aynı zamanda o gün senin doğum günündür. çünkü dünyaya yeniden gelmişsindir, o gün avazın çıktığı kadar ağlamak istersin ama annenin veya babanın yanı başında seni pişpişlemek üzere hazır beklemediğinden adın gibi eminsindir.

ağlamak dünyaya geldiğinde yaptığın ilk keşiftir. 
hiç şaşmaz.
ağlamaya başlarsın, ihtiyacın olan anne şefkati servisi hazır, yanı başındadır. 
yıllar sonra ağlamak istediğin o anda hayatta bile olsalar, onlar artık gerçek anlamda senin annen veya baban değillerdir. 

çünkü, onlar sadece ve sadece bedeninden yeniden doğduğun günler için anne ve babası sıfatına taşımışlardır. kimliğinden yeniden doğduğun anlarda, bir bebek kadar zayıfsındır ama ondan daha önemlisi yapayalnızsındır. o gün fikrine güvendiğin, dostların da yanında yoktur. çünkü 'eski sen'i gömdüğün o gün sen, 'eski sen'e ait her şeyi ve herkesi onunla birlikte gömmüşsündür.

eski dostlarının sihri 'yeni sen'de geçerli değildir artık. yeni dostlarını bulmak için ise önce yeni kendini tanıman ve sevmen gerekecektir.. başımıza gelen olayların en ağırı, asla nerede, ne zaman, nasıl, yaşadığımızla ilgili değildir. o olay, kim olduğumuzu kökünden sarsmıştır.

inandıklarımızın yanlış olduğunu ispat etmiştir bize.
'en ağır' sıfatını bu yüzden dibine kadar hak etmiştir...

,

gözlerindeki hüzün hariç mutlu..
derslerinde başarılı bir çocuk..
bir gün evinde..
koltuğa öylece yığılan..
çocuğun cicili bicili saatinin saymasıyla
12 dakikada yetiştirildiği hastanede
hayata veda eden bir anne..
bir iç savaş..
çocuğun içinde başlayan..
ve hiç bitmeyen..

ben muratbidur! sen kimsin?

hayvanları seviyorum, çocukları seviyorum.
kadına, çocuğa, hayvana uygulanan şiddet ve tacizden homofobiden nefret ediyorum. sizin 2 katınız falan yemek yiyorum, rakıya saygı duyuyorum, insanları dil, din, ırk olarak değil de; iyi insan - kötü insan olarak ayırıyorum. toplumu ciddiye almıyorum kendi doğrularımla hareket ediyorum, istanbul'da yaşıyorum, lahmacunun midyenin ve kelle paça çorbasının hakettiği değeri görmediğini düşünüyorum, çaya şeker atmıyor diye artistlik yapanlardan.. garsonlara kötü davrananlardan, paranın kendisini daha üstün yaptığını sanan tek hücrelilerden.. dudak büzüp fotoğraf atanlardan nefret ediyorum. merhaba ben muratbidur sen kimsin..?

gerçek bir kâbus

her şeyi uzaktan gören bir çift göz..
yemyeşil, ormanlık bir alanın ortasında bir yamaç..
yamacın ortasından geçen taşlık bir yol..
taşlık yolda ilerleyen eski bir jip..
jipin içinde asker üniformalı 4 zenci kadın..
jipi ve içindekileri yakan bir alev..
alev topunun yuvarlandığı uçurum..
olan biten her şeyin içinden
kan ter içinde uyanan beyaz bir çocuk..
çocukluk yıllarıma damgasını vurmuş gerçek bir kâbus..

Tuesday, December 19, 2023

kafamızın güzel olduğu kadar güzel insanlarız

kafanın güzel olması hissi; kötü bir şey değildir.. eğer kafanın güzel olması hissi kötü bir şey olsaydı ilk kafası güzel olan insana "nasılsın?" diye sorduklarında "kafam güzel" demezdi "kafam kötü, kafam çirkin, kafam berbat vb..." gibi şeyler söylerdi bu yüzden kafamı güzel yapmayı hiçbir zaman kötü bir şey olarak görmedim, göremedim. kafamın güzel olmasını seviyorum, kafam güzel olduğu zamanlarda düşündüğüm şeyler canımı acıtmıyor, hatta ve hatta geçici olsa bile hiçbir şey canımı acıtmıyor, hissetmek istediğim şeyleri hissediyor hissetmek istemediğim şeyleri hissetmiyorum, düşünmek istediğim şeyleri düşünüyor düşünmek istemediğim şeyleri düşünmüyorum, yaşamak istediğim şeyleri yaşıyor yaşamak istemediğim şeyleri yaşamıyorum, kısacası kafam güzel olduğu zamanlarda ben mutlu oluyorum. benim gibi hayatı fazlasıyla yaşamış insanların bir kaçış yoludur kafayı güzel yapmak, o bizim artık tutanacak bir dalımız olmuştur ve yaşamaya devam edebilmek için kafamızı güzel yaparız. şimdi benim bu yazdıklarıma "insanlara kötü örnek oluyor" diyen hayatı toz pembe yaşamış dal yaraklar olacak, zaten insanlar konuşur, insanlar sürekli konuşur, bu insanların en iyi yaptığı şeydir o yüzden aldırış etmiyorum, siz de etmeyin. yaşadığım hayatı bir çoğunuzun yaşadığını zannetmiyorum, herkesin derdi kendine büyüktür elbet benim ki de bana büyük ben kafamı güzel yaptığım zaman kendimi iyi hissediyorum ve bu durumun hesabını kimseye vermek zorunda değilim. benim hayatım, benim hatalarım, benim kararlarım..
ben sizin saçma sapan sikik hayatlarınıza saygı duyuyorsam, siz de bana saygı duymak zorundasınız. tasvip etmiyor olabilirsiniz, sevmiyor veya nefret ediyor da olabilirsiniz ama saygı duymak zorundasınız. 
en nihayetinde kafamızın güzel olduğu kadar, güzel insanlarız..
okuyan herkese, eyvallah ederim.
geceniz güzel olsun.  

Muratbidur kimdir?

Muratbidur, sıradanlığın kabuğunu kırmış bir deniz adamıdır; hem gerçek hem mecaz anlamda. Şişli’de doğmuş, Ümraniye’de büyümüş ama asıl yol...